YASAK DUYGULAR 7
Sabah olduğunda, alarmın sesi ile zor bir şekilde uyandım. Çok güzel bir rüya görmüştüm ama tam olarak hatırlamıyordum. Hemen kalkıp üzerime pijamalarımı geçirdim. Yüzüm çok güzel görünüyordu, tenim resmen canlanmıştı. Yanaklarım al al olmuştu, uzun zamandır böyle bir şey yaşamamıştım gerçekten de. Hayallerimde neler olduğunu hatırlayamasam da, uyanmak istemeyeceğim kadar güzel olduğunu biliyordum.
Çok farklı bir sabaha uyanmıştım. Bunu biliyordum ve bu da gerçekten inanılmaz bir histi. Ne kadar güzel ve iyi hissettirdiğini unutmuştum. O kadar da zaman geçmiş gerçekten de… Yine de oğlum için bu kadar zamandır uğraşıyordum. Ve yine aynı şeyi yapıyordum, asla ama asla geçmiş zaman için pişmanlık duymuyordum. Duymazdım da…
O anda aklıma gelmişti…
Unutmuştum. Gece oğlumun yanına uğrayacağıma söz vermiştim. Ama unutmuştum. Hemen saatime baktım… İnanamıyordum çok fazla zamanım da yoktu. Hemen ona kahvaltı hazırlamam gerekiyordu.
Hemen odamdan çıktım ve oğlumun odasına doğru ilerledim. Kapısına hafifçe tıklattım.
“Bebeğim? Uyandın mı?”
Ses yoktu.
Kapısını yavaşça açtım. Hemen yatağını gördüm, yorganı üzerine çekmiş, yüzünü duvara dönmüş bir şekilde uyuyordu. Daha uyanmamıştı.
“Canım? Hadi uyan. Sabah oldu bebeğim. Kahvaltı yapman gerekiyor.”
Mırın kırın ediyordu, her sabah aynıydı. Ama uyanması gerekiyordu.
“Canım hadi uyan…”
Konuşurken aynı anda ona doğru yaklaştım ve yorganını kenarından tutup hafifçe kaldırdım. Yorganı açtığımda, heyecanlandığımı fark ettim. Oğlum üzerine bir şey giymeden uyumuştu. Üzerini açtığımda bir an farkına varmadı. Daha sonra farkına vardığında hemen başıyla hafifçe bana döndü ve beni gördüğü gibi panikledi. Hemen yorganı tuttu ve kendi üzerini örttü. O anda kendime hakim olamadım ve gülmeye başladım.
Ama gülmeme çok bozulmuştu.
“Canım benim…” dedim yumuşak bir sesle, “Neden alınıyorsun ki? Kendini saklayacağın bir şey yok. Dün geceden beri aramızda gizli saklı bir şeyler kalmadığını sanıyordum…”
Yüzüme bakmıyordu. Yüzü duvara dönük bir şekilde üzerini örtmüş ve de iyice kapanmıştı.
Konuşmadı.
“Bebeğim, sorun ne?” dedim ve yatağın kenarına oturdum.
Omzuna dokundum ama kendini geri çekti.
“Anne… Dün için…”
Kekeliyordu.
“Canım, dün her şey olması gerektiği gibi oldu. Pişman mı oldun? Neden öyle düşünüyorsun? Ne oldu da canın sıkıldı?”
Bir an durdu, gözleri ile bana bakıyordu ama bana kırgın gibiydi. Neden öyle olduğunu anlayamıyordum.
“Bebeğim ne oldu? Annene anlatabilirsin…” dedim yumuşak bir sesle. Aynı zamanda elim omzunda, onun omzunu hafifçe okşuyordum.
“Dün gece öyle düşünmüyordun galiba…” dedi sessizce.
Tam da beklediğim gibi olmuştu.
Alınmıştı.
“Canımın içi öyle şey olur mu… Gece uyumuşum…”
Tekrar yüzünü duvara dönüp omuz silkti.
“Tabi tabi…”
İnanamıyordum. Gerçekten de çok fazla alınmıştı. Ne yapacağımı da bilmiyordum, ona tutup da olanları hayal ederek boşaldığımı anlatamazdım. Bu çok fazlaydı, onun kaldırabileceği bir bilgi değildi. Bu, onu istismar etmek demekti. Gereksiz yere etkileyebilirdim. Ona yardım etmek için bu olaylar başlamıştı. Tamamen bir maksat ile… Bu ise… Daha farklıydı, beni etkilemesi gerçekten olayların boyutunu değiştirirdi.
“Hayatım benim ya…” dedim ellerim saçlarını okşarken. Ne kadar da güzel saçları vardı, aynı babası gibi… Yumuşacıktı… “Alakası yok, sen benim için çok değerlisin. Yaptığımdan gram pişmanlık duymuyorum. Uyumuşum, biraz yorgundum biliyorsun.”
Yine bana dönmemişti.
“Bebeğim, dün gece… Öyle değildi… Aksine… Ben de çok keyif aldım. Seni yoksa ihmal eder miyim…”
O sırada bana döndü ve saçlarını okşayan ellerim bir anda durdu. Gözleri, gözlerime bakıyordu. Mutlu olduğu bakışından belliydi.
“Sen de mi… Keyif aldın?”
Tam da beklediğim yere takılmıştı. Aklının nasıl çalıştığını çok iyi biliyordum. Bu bilgiyi ona vermek istemiyordum. Ama ne yazık ki vermiştim. Çünkü haklıydı, bir söz vermiştim ama o sözümde durmamıştım. Bir de ödevini yapmış mıydı? En iyisini bunu sormak gerekiyordu.
“Bebeğim sen ödevini yaptın mı?”
Yine yüzü düşmüştü.
“Tabi ki yaptım… Ama işte… Sonrasında bekledim sen yoktun…”
O anda içim gerçekten çok kötü oldu, çünkü haklıydı. Ben sözümü tutmamıştım ama o tutmuştu.
“Nerede ödevin canım?” diye sordum. Yalan söyleme ihtimaline güveniyordum. Yoksa bana karşı pek iyi bir tavır sergilemesi mümkün değildi. Zaten bunalımdaydı. Zar zor düzeltmiştim dün onu, bir şekilde haklı bir tarafım olmak zorundaydı.
“Masanın üzerinde…” dedi omuz silkerek duvara dönerken. Yine, bana küsmüştü.
Hemen kalktım ve masanın üzerindeki kağıtlara baktım. Gerçekten de hepsi yapılmıştı. Elime aldım ve baktım. Hepsini yapmıştı, onları yapmak için araştırma yapması da gerekliydi. Hepsini bir şekilde bitirmiş olmasına şaşırmıştım çünkü umduğum şey en iyi ihtimalde yarım yamalak yapmasıydı. Haklı çıkma olasılığım iyice düşmüştü.
“Evet yapmışsın…Aferin benim oğluma!” dedim neşeli bir sesle. Ama beklediğim gibi bana dönüp, neşesi yerine gelmedi. Hareket bile etmedi.
“Bebeğim, hadi kalk. Tamam, söz sen gelince kendimi affettireceğim. Dersine gitmelisin.”
“İstemiyorum…” dedi. Sesindeki o kırgınlık, o buz gibi his… Beni benden almıştı.
Kendi hayatını böyle karartmasına izin veremezdim. Hemen kalkmalı, yemek yemeli ve dersine gitmeliydi. Ödevini bile yapmasına rağmen gitmek istemiyordu.
“Canımın içi bak ödevini de yaptın hadi kalk…” dedim artık yalvarır bir ses tonuyla.
Umursamadı. Yanıt bile vermedi.
Ama benim çözümlerim tükenmemişti…
Pijamamın üst tarafını üzerimden çıkardım ve hemen onun kafasına fırlattım. Üzerine geldiği anda hemen sarsıldı ve doğrultu. Pijamamı üzerinden alıp, görüş açısını düzelttikten sonra sütyen ve alt pijaması ile duran annesine baktı. Gözleri büyümüştü.
“Anne…”
Söz söylememe gerek yoktu. Zaten yapmam gereken belliydi. Dün gece, çok daha azını yapmam lazımdı ama artık hatamı telafi etmem gerektiği için normalden daha fazla uğraşmam gerekiyordu. Kendimi affettirmek zorundaydım.
Ellerim yavaşça bedenimde gezdi ve belimden aşağı doğru indi. Parmaklarım, pijamamın lastiklerini bulduğunda iyice doğruldu ve gözlerini büyükçe açtı. Beni dikkatlice izliyordu. Parmaklarım lastikten içeri geçince hafifçe yanlara doğru açtım. Ve kalçamı biraz geriye doğru çıkararak yavaşça çıkarmaya başladım. Gözleri, ona eğildiğimde iyice ortaya çıkan göğüslerime kaymıştı.
“Hoşuna gitti mi?” diye sordum gözlerine bakarak.
“Evet…” diye fısıldadı. O kadar şirin gözüküyordu ki. Onun bu halini görmek için ölebilirdim. Daha demin bana kızgın olan o suratının bir anda böyle şevkle bakıyor olması… Ah erkekler diye geçirdim içimden.
“O zaman bunu daha çok seveceksin.” dedim neşeyle ve ona doğru kendimi çevirdim. Kalçalarım ona bakarken iyice eğildim ve pijamamı bileklerime kadar indirdim. Hafifçe eğilmişken, bir yandan da ona bakıyordum.
Gözlerini pörtletmiş bana bakıyordu. O sırada sağ eli erkekliğine gitmiş, kendini okşamaya başlamıştı.
“Çok güzel…” diye istemsizce fısıldadı. Ben de o sırada bileklerimden kurtardığım pijamamı da sol ayağıma alıp ona doğru bir anda kaldırdım ve yüzüne doğru fırlattım. Bu sefer hazırlıklıydı ve gelmeden yakaladı. Elleri ile sıkıca kavrayıp kokladı. Kokumu seviyordu. İstemsizce gülümsedim.
Onu böyle görmeye bayılmıştım.
“Şimdi fikrin değişti mi? Derse gidecek misin?” diye sordum.
Gözlerini benden hiç ayırmadan, pijamamı kokladı ve yanıt verdi; “Evet…”
Doğruldum ve ona doğru döndüm.
“Hadi bakalım, o zaman giyin ve mutfağa gel.” dedim göz kırparak kapıya doğru yönelirken.
“Anne…” dedi sessizce.
Durdum ve ona doğru döndüm. Gözleri kalçalarımdaydı, dantelli iç çamaşırım biraz da kalçalarımın içine kaçmış, tanga gibi gözüküyordu.
“Efendim canımın içi?” diye sordum gülümseyerek.
“Üzerini mi… Giyineceksin…” diye sordu.
“Hayır bebeğim. Hem gözlerin, hem miden doysun. Hadi hızlı ol. Ben de kahvaltı hazırlayacağım.” dedim ve odasından çıktım.
Mutfağa doğru yürürken yüzümde bir gülümseme vardı.
Resmen bir robot gibi olmuştu, artık kimse benim güzel oğlumu yanlış bir yola sokamayacaktı.

Kategoriler:

Genel

Yorum Ekle

E-Mail Adresiniz Yayınlanmayacak. Zorunlu Alanlar *

*