Önce kendimden bahsedeyim biraz. Babam Tatar, annem Norveçli. İki farklı gen birleşince ortaya benim gibi bir fıstık çıkmış. Minyon, esmer, düzgün bacakları ve dar kalçaları olan, çekik gözlü 27 yaşında bir kızım. Göğüslerim fazla büyük değil ama diridir. Beni hep Taylandlılara benzetirler. Norveçte doğdum. Babamla annem ben küçükken boşandılar. Bazen Türkiyede bazen Norveçteydim. Babam ben 22 yaşındayken öldü. Ben de kendi ayaklarım üzerinde durmak zorunda kaldım. Klasik Norveçli olan annem beni sever ama hayatıma karışmaz. Ara ara gider gelirim. Maddi sorunum yok sayılır ama yine de çalışmak zorundayım.

Erkeklerle aram hep iyi olmuştur. Seksle zaten çok erken yaşta tanıştım. Bir sürü sevgilim ve kaçamağım oldu. Bunlardan bazılarını sizle paylaşayım istedim. İşte ilki:

2 yıl önce büyük bir alışveriş merkezinde ünlü bir kozmetik mağazasında satış uzmanı çalışıyordum. Aşk hayatım garip bir kesatlığa girmişti ve açıkçası epey azmıştım. Bizim mağazada çalışan 22 yaşında Tülin diye bir kızcağız vardı. Bir süredir alışveriş merkezinin güvenlik şefiyle taklıyordu. Ahmet iri yarı, sabah traş olmasına rağmen akşama kirli sakallı hale bürünen tam bir testosteron canavarıydı. Aslında yakışıklıydı ama ben minyon bir tip olduğumdan fazla iri erkeklerden hoşlanmam. Boyum 1.55ken yatakta bir azmanla baş etmek keyifli olmuyor. Bu Ahmet için çok çapkın diye anlatırlardı. Tülin de alışveriş merkezinden son avıydı. Tülin güzelce bir kızdı. Sarışın, narin yapılı, iri göğüslü, tam klasik Türk erkeğinin beğendiği cinsten. Tülin bir sabah işe geldiğinde feci yorgun görünüyordu. O güzel kızın göz altları morarmış, yürürken ve otururken zorlanan bir hali vardı. Öğlen yemeğine çıktığımızda sordum:

– Ne oldu kız bu ne hal?
– Abla akşam Ahmette kaldım
– Eeee?
– Anla işte
– Ayol ilk kez mi sevişiyorsun
– Abla bu öle bişi diildi
– Nası yani?

Tülinle aramız çok iyiydi. O da benim gibi gurbetçi çocuğu, ne oraya ne buraya alışamamışlardandı. O da seks konusunda rahattı. Anlattığına göre ilk kez Ahmette kalmıştı. Bundan önce biraz naz yapmış, hemen vermemiş, azcık süründüreyim diye düşünmüş. Klasik kız mantığı. Ama o gece artık Tülinin de sabredecek hali kalmamış ve olan olmuş. “Ben böyle bir şey görmedim” diye başladı lafa. Aleti çok büyükmüş ve durdurak bilmiyormuş. “İki elimle zaptedemiyordum” dedi. Gözümde canlandırmaya çalışırken gülmeye başladım.

– Abla gülme, resmen dağıldım
– Ayol kaç kez yaptınız
– Ben kaç kez geldim bilmiyorum ama artık canım yanmaya başlamıştı. Tüm gece üzerimdeydi. Üstelik…
– Ne üstelik?
– Arkamdan da…
– Neee…
– Çok ısrar etti. Ayrıca dur desem de durmayacaktı. İçimi dışıma çıkardı

Ben seksin her türlüsünü severim. Anal seksten de keyif alırım ama çok büyük bir penisle hiç yapmamıştım. Eğer Ahmetin penisi Tülinin dediği kadar büyükse nasıl olur bilmiyordum.

Tülin bir ay daha Ahmetle çıktı. Her sabah işe gelişi çok komik oluyordu. Ahmet resmen her gece bunu dağıtıyormuş. Hatta bir gün saçının arkasına yapışan spermleri tuvalette beraber temizlemiştik. Bir gün üçümüz çıkmıştık yemeğe. Ahmet gayet kaba saba, üzerindeki üniformayla bütünleşmiş bir tipti. Böyle bir tipten yatakta nazik olmasını beklemezsin zaten. Tüline davranışları da hiç nazik değildi. “Akşam olsa da deliğime kavuşsam” der gibi bakıyordu kızcağıza. Bu arada beni de epey bir süzmüştü. İçinden “herhalde siksem ölür bu” diye düşünmüştür. Zira eli neredeyse kafam kadar bir insan azmanıydı. Gömlek yakasından fışkıran kılları ve 1.92lik boyuyla başka bir tanımlamayı hak etmiyordu doğrusu.

Tülin 1 ay sonra Ahmeti bıraktı. “Abla resmen folloş oldum” dediğinde gülmekten yerlere yatmıştım. Ama aklımda “bu herifle bir gece geçirmeliyim” fikri vardı.

Tülinle Ahmet ayrıldıktan 15 gün sonra iş çıkışı alışveriş merkezinin önünde otobüs bekliyordum. Tam bir İstanbul klasiği; yağmurlu hava, kilit trafik ve asap bozukluğu. Birden durağın önünde bir Doğan durdu. Kafamı öbür yana çevirmiştim ki; “Bak bi” diye boru gibi bir ses duydum. Ahmet arabaya zor sığdırdığı gövdesini sağ camdan çıkartmış bana bakıyordu.

– Efendim dedim sinirli bir tonla
– Gel gel ıslanma
– Yok gelir otobüs şimdi
– Gel yav bırakayım ıslanma

Gerçekten ıslanmıştım. O gün aksi gibi yağmurluğumu almamış, şemsiyeyi de mağaza da unutmuştum. Siyah mini eteğim, ten rengi çoraplarım ve topuklu ayakkabılarımla bu yağmurda hiçbir şansım yoktu. Üzerimdeki önü tek düğmeli siyah ceket yüzünden beyaz gömleğim de ıslanmıştı. Sütyenimin de ıslanmasına ve göğüslerimi teşhir etmesine çok az kalmıştı. Fazla ısrar etmemin anlamı yoktu. Arabaya bindim.

Aynasında asılı CD ile tam bir kıro arabasıydı. İçinde olmak bile can sıkıcıydı.

– Nereye gidion dedi
– Şişli
– Oooo, trafik kilit şimdi orda
– Sen beni yoluna uygun bir yerde bırakırsın
– Bu havada uygun bir yer neresi yahu?
– Sen ne tarafa?
– Benim ev Mecidiyeköyde. Gel bi çay içelim, trafik rahatlayınca ordan gidersin
– Yok sağol, ben Mecidiyeköyden metroya binerim
– Gel be işte, yabancı mıyız? Kankinle çıkıyodum ya
– Yok yok gelmiyim
– Gel dedik işte, yemem seni

Güvenlikçi ya, onun dediği olacak. Neyse dedim. Tartışmanın çok bir anlamı yoktu. Evde tek başıma TV izleyecektim zaten. Ondan daha kötü olamazdı. Mecidiyeköyün arka taraflarında abuk bir yere geldik. Yarım saat park yeri arayıp küfürler ettikten sonra nihayet arabayı bir yere sokuşturdu. Koşarak apartmana girdik. Gök tam anlamıyla delinmişti.

Berbat bir evdi. Kapı açılır açılmaz insanın yüzüne çarpan sigara ve ayak kokusu en nefret ettiğim şeylerdi. Mecburen ama memnuniyetsiz şekilde girdim. Ahmet de arkamdaydı. Kazara oldu gibi yapıp bana sürtündüğünü hissettim. Yine de bu kadar çabuk asılacağını düşünmemiştim. Ayakkabılarımı çıkartacaktım ama terlik gibi birşey göremedim.

– Çıkartma, bok götürüyor zaten evi

Peki deyip içeri girdim. Tam bir bekar eviydi. Salondaki leke içindeki çekyata oturdum. Ahmet içeriye gidip üstünü çıkartmıştı bu arada. Giydiği dar eşoftman altı ve V yakalı t-shirt herşeyi açığa koyuyordu. Aleti inanılmaz büyüktü gerçekten. Gözlerim fazla takılmış olmalıydı ki

– Neye bakıyosun sen öle

dediğinde yakalandığımı anladım

– Hiiiç
– Ne hiç? Bakıyosun işte
– Fazla irisin

Tam anlamıyla saçmalamıştım. Ve bu kadar çabuk yapmasını beklemediğim şeyi yaptı. “Al daha rahat bak” dedi ve eşoftmanını tek hamlede sıyırdı. Salonun kapısından bana doğru yaklaşan manzara inanılmazdı.

– Anlamadım mı sandın dedi
– Neyi
– Yemeğe çıktığımız o gün…
– “Dur gelme” dedim. Gittikçe yaklaşıyor ve aleti sağa sola sallanıyordu.
– Hiç naz yapma, beni istiyorsun. Tüline de sölediydim zaten. Bu karı bana vermek için senden ayrılamamı beklio diye
– “Hayvansın” dedim

Bu arada bana ulaşmıştı. “Uzatma” dedi ve bir eliyle aletini öbür eliyle kafamı tutup kendine doğru çekti. Uzatmanın alemi yoktu gerçekten. Aklımdan geeçirdiklerimi anlamış, itiraz etmeme fırsat vermeyecekti. Yine de refleks olarak kafamı geri çektim. Gayet sert ve kararlı şekilde kafamı kasıklarına doğru bastırdı.

En az iki gündür yıkanmadığı kokusundan belliydi ama tahrik edici bir tarafı da vardı. Bu aşağılayıcı durum beni nedense uyarmıştı ve daha önce dediğim gibi azgın bir zamanımdı. Aletini yakalayıp sıvazlamaya başladım. benim küçücük ellerim ona zaten hakim olamazdı. En az iki ele daha ihtiyacım vardı. Ahmet kafasını geriye atıp inlemeye başladı. Dilimi penisinin başına değdirdim. sanki bunu bekliyormuş gibi aniden ağzıma soktu. Ağzım da ona küçük gelmişti ve bir çırpıda boğazıma kadar giriverdi. Öğürerek kendimi geri attım ama durmaya niyeti yoktu. Oral seks konusunda çok iyiyimdir ama bu zor bir rakipti. Yine de bir süre sonra kendime hakim olmayı başardım ve öğürmelerimi en aza indirerek maharetlerimi göstermeye başladım

O aleti yalamak, dilimde, ağzımda, boğazımda onu hissetmek harikaydı. Henüz beş dakika bile olmamıştı ve Ahmet kükremeye başladı. Aletini ağzımdan çıkardı, ben şaşkınlıkla bakarken bir iki sıvazlamadan sonra yüzüme boşalmaya başladı. İnanılmaz derecede koyu ve bol sperm salvoları sırayla yüzüme yayılmaya başladı. Yüzümden akanlar ise siyah ceketimde ve gömleğimde çıkmayacak izler bırakmakla meşguldü. Göz çukurlarım spermle kaplanmıştı. Yarı kör şekilde boşalmasının bitmesini bekliyordum. Durmuyordu attırmaları. Sonunda ağzımı da açtım son bir iki salvoyu ağzımla yakaladım. Fazlasıyla baharatlı ve acıydı ama yutmaktan kendimi alamadım. Ahmet nihayet mideme ulaşmıştı…

Ahmetin hayvani boşalması nihayet bitmişti. Son kez gırtlağımın derinliklerine sokup aletini temizletti ve yanıma kendini bıraktı. Ben de bu arada göz çukurlarımdaki spermleri temizlemek için çantama uzanıp bir mendil çıkarttım.

– “Neyle besleniyorsun sen?” dedim
– 15 gündür attırmamıştım
– Belli
– Banyo sağda, kapının arkasında temiz havlu var
“Senin temiz havluna kalmadık” diye düşünüp banyoya gittim. Banyonun hali de içler acısıydı. Sakal kıllarıyla örülmüş sapsarı bir lavabo, yerler pislik içinde, zar zor kendini seçebildiğin bir ayna… Aynada kendimi zor seçebilmemin bir sebebi de elbette Ahmetin spermleriydi. Hayvan beni komple zamka batırıp çıkartmıştı sanki. Islak mendil yardımıyla epey bir temizlendim. Ceketim ve gömleğim ise bu gecenin kurbanlarıydı.

Ahmet rahatlamıştı ama ben öyle ağzına verilip defedilecek kızlardan değildim. Bu gece orgazm olmalıydım. Makyajımı tazeledim, üstümü başımı elimden geldiğince düzelttim. Gömleğimin yakasını da iyice açarak banyodan çıktım. Salona geçtiğimde ise beni bir sürpriz bekliyordu. Ahmet yanında başka bir adamla sohbet ediyordu. Banyoda su sesinden kapının açıldığını duymamış olmalıydım. Meğer Ahmetin bir de ev arkadaşı varmış. Kara kuru bir tip. Salona giren derin göğüs dekolteli bir Taylandlıyı görünce şaşırması gerekirken hiç de oralı olmadı. Elimle göğüslerimi örtmeye çalışırken biraz bozulmuştum doğrusu.

– “Gel gel” dedi Ahmet
– “Buyur yenge, ben mutfağa gidiyorum zaten” diyip kalktı oğlan. Yenge de olmuştuk bu arada

Çocuk yanımdan geçip gitti. Ben de gidip Ahmetin yanına oturdum.

– “Kim bu” dedim
– Dayıoğlu, beraber kalıyoruz
– Ben gideyim artık
– Yağmur durmadı daha
– Senin yağmuru dindirdik ama
– “Ben öyle kolay dinmem” derken eşofmanını eliyle sıyırıp aletini tuttu. Gerçekten de damızlık hazırdı bile
– Evde insan var, ayıp olur
– “Alışık o alışık” derken çoktan göğüslerimi yoğurmaya başlamıştı
– Dur canım, bari odaya geçelim.
– “Beklediğin kabahat” deyip beni omzumdan tuttu ve kaldırdı.

Ben önde, o arkada koridora çıktık. Bir eli kalçalarımdaydı. Mutfağın önünden geçerken “Hamza biz odadayız” deyip beni soldaki odaya doğru ittirdi. Oğlan soğan doğramakla meşgulken “tamam abi” dedi.

Oda karanlıktı. Yağmur sesi ve bilmediğim bir odaya girince durakladım. Birden sertçe odanın ucuna doğru ittirdi beni. Yatak olduğunu anladığım şeye dizimi çarpıp üzerine yuvarlandım. Bu arada tavandaki çıplak sarı ampul yandı. Dizim acımıştı, ovuşturarak:

– “Kibar olsana biraz” dedim
– “Kibar mibar olamam” derken soyunmaya başlamıştı. Zaten odanın tabanı kıyafetleriyle kaplıydı. Yatağa hiç bakmadım, midemin bulanmasını istemiyordum.
Çıplak kalınca hiç tereddüt etmeden bana doğru geldi. Eteğimi yukarı sıyırdı ve külotlu çorabımla külotumu aynı anda yırttı. Diğer kıyafetlerimi parçalanmadan kurtarmalıydım. “Dur Allah aşkına soyunayım” diye yalvarır bir tonda bağırdım. Şöyle bir geri çekildi. Hemen ceketimi ve gömleğimi sıyırdım ama sütyenim için geç kalmıştım. Onu da tuttuğu gibi tam ortadan ikiye ayırdı. Ayağa fırladığım gibi eteğimi sıyırdım. Topuklu ayakkabılarımı odanın öbür köşesine fırlattım. Şimdi karşısında yırtık çorabım ve külotum hariç çıplak bir şekilde bekliyordum. Tutup yatağa çekti ve üzerimdeki son kumaş parçalarını da paralayıp kenara fırlattı. Bacaklarımı tutuğu gibi ikiye ayırarak aralarına yerleşti. Avucuna tükürüp aletini sıvazladı. Şaşkınlıkla “prezervatif?” diye inledim. “Aldırırsın yavrum” deyip aletini vajinamın üzerinde gezdirmeye başladı.

Doğum kontrol haplarımı bir süredir kullanmıyordum. Tehlikeli dönemimde de değildim aslında ama bu evden çıkar çıkmaz bir nöbetçi eczane ve ertesi gün hapı bulmam gerekecekti. Aklımdan bunlar geçerken bir yandan da zevk almaya başlamıştım. Nasıl almayayım, devasa bir alet ve onun topuz gibi başı klitorisimi ezmekle meşguldü. İnlemeye başladığımı gören Ahmet zamanın geldiğini düşünerek ilk hamleyi yapacaktı ki, “ne olur biraz daha tükür, çok büyük” diyebildim neyse ki. Şöyle bir baktı yüzüme, elini uzatıp dudaklarımı araladı, “tükürükle o zaman” diyip koca parmaklarını ağzıma gömdü. Ağzımdaki tüm tükürüğü parmaklarına bulaştırmaya çalıştım. Parmaklarını çıkarttı, şöyle gelişigüzel vajinama sürttü ve bir şimşek çaktı. Sanırım o şimşek hem İstanbulu kaplayan yağmur bulutlarında hem de beynimde çakmıştı. Ahmet artık içimdeydi. En azından penisinin bir kısmı. “Aaaaaahhhhhh” diye çığlığı koyuverdim. İçim yanıyordu sanki. Ahmet alıştırmaya falan çalışmadan köklemişti. Gerçekten çok büyüktü. Onu vajinamın her yerinde hissediyordum. Bacaklarımı omzuna atmaya kalktı ama o kadar iri bir adamın omzuna ancak ayaklarımı dayayabilirdim. Bu beni daha da katlamasına sebep oldu. Altında ikiye bükülmüş, avazım çıktığı kadar inliyordum. Ahmet beni piston hızında beceriyordu.

Konuşmuyor veya inlemiyordu. Sadece deliğimle ilgiliydi. Altında onu tatmin etmeye yarayacak bir et parçasıydım onun için. Kollarım, bacaklarım, vajinam, göğüslerim onun emrindeydi. Kafamı sağa sola sallayıp bağırıyordum ben de sadece. Ne kadar sürdü, kaç sefer geldim bilmiyorum. Tek bildiğim artık sırtımın acımaya başladığıydı. Başladığımızdan beri pozisyon değiştirmemiştik. Birden Ahmetin kükremesini duydum. “Dışarı boşal” diye inledim ama içim çoktan dolmaya başlamıştı. Bir damızlık tarafından dölleniyordum.

Olan olmuştu artık. Bacaklarımı Ahmetin geniş omuzlarından kurtarıp açabildiğim kadar yana açtım. Soluklanmaya çalışıyordum. Ahmet ise hala içimde yavaş yavaş git gellerine devam ediyordu. Kafamı kaldırıp vajinama baktım. Ahmetin penisi her girip çıktığında içimden spermler fışkırıyordu. Yine çok boşalmış olmalıydı. Yanıma doğru uzandı. Tam çantama uzanıp mendil alacakken beni tuttuğu gibi üzerine çekti, penisinin üzerine getirdi ve yine içime girdi. Boşalmış ama sertliğini kaybetmemişti. Ben oyun oynayacağız zannederken yine hızlanmaya başladı. Benim inlemelerimde tempoya uymuştu. “Dinlenmeyecek misin” diye inledim. Cevap bile vermedi. İçimde kalan spermler artık daha rahat akıyordu bacaklarımdan. Bir süre sonra tekrar geldim ve sonra tekrar. Vücudumu tutamıyordum artık. Beni geniş göğüs kafesine yatırmış beceriyordu. Halim kalmamıştı. Birden durdu. Gözlerimi açıp ona baktım.

– “Seni arkadan becereceğim” dedi
– Bu gece olmaz
– Olur olur
– Olmaz dedim.
– Şimdi seni domaltıp soksam nasıl karşı koyacaksın?
– Koyamayacağım ama emin ol hoşuna gitmeyecek
– Neden?
– Ortalığı bok götürecek de ondan

Gülmeye başladı. “İyi madem, hadi boşalt bakalım beni” dedi. Azmanı bir kalça hareketiyle içimden çıkarttım. 10 dakikalık bir oral seanstan sonra anıra anıra kendi kıllı göğsüne boşalttırdım Ahmeti. Üçüncüye gelmesine rağmen yine de birçok erkekten fazla boşalmıştı. Normalde yatıp dinlenirdim ama o odaya 1 dakika daha tahammül edecek halim kalmamıştı. Alelacele temizlenip giyindim ve koşar adım evden çıktım. Hayvan o sırada sigarasından derin nefesler çekmekle meşguldü ve yataktan doğrulmadı bile. Soğan kokulu mutfağın önünden burnumu tutarak geçip sokak kapısına ulaştım ve kendimi dışarı attım. Çorapsız bacaklarımı yalayan rüzgara aldırmadan yürüdüm ve ilk gördüğüm taksiye atlayıp “en yakın eczane” dedim.

Kategoriler:

Genel

Yorum Ekle

E-Mail Adresiniz Yayınlanmayacak. Zorunlu Alanlar *

*